logo

‘Dershane kapatma konusu 28 Şubat’ı hatırlatıyor’

CİHAN – İSTANBUL

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil, 28 Şubat ortamını hatırlatan kavramların bugünlerde dershaneler üzerinden gündeme gelmesini endişe verici bulduğunu söyledi.

CNN Türk’te Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N1K programına konuk olan Yeşil, gündemdeki dershanelerin kapatılmasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Milli eğitimin temel meselesinin iyi insan yetiştirmek ve bununla ilgili sistematik yapıyı kurgulamak olduğunu dile getiren Yeşil, “Bugün yasaklardan bahsediyoruz, kapatmadan bahsediyoruz, devre dışı bırakılmaktan bahsediyoruz. Bu kavramlar bizim kalbimizde, gönlümüzde fevkalade ürküten, rahatsız eden ve bizde eski korkuları tetikleyen kavramlardır” dedi.

Eski korkulardan kastının, 28 Şubat sürecinde yaşanan korkular olduğunu vurgulayan Mustafa Yeşil, “28 Şubat sürecinde yaşadığımız korkular. O dönemde özel okullarımızın maruz kaldığı denetim, İmam hatiplerin başına gelen mesele, dindar insanların başörtüsünden tutun da kendi dini inançlarını yaşamada karşılaştıkları problem. Sermayenin renklere göre tasnif edilmesi; yeşil sermaye denerek belli insanların ekonomik hayattan tasfiye edilme meseleleri. Bürokraside insanların düşüncelerine göre kamplaştırılması ve tasnif edilme meseleleri” ifadelerini kullandı.

Yeşil, 28 Şubat ortamını hatırlatan kavramların bugünlerde dershaneler üzerinden gündeme gelmesini endişe verici olarak bulduklarını kaydetti.

“DERSHANELERLE TEKNİK BİR ALAKA VE İLGİMİZ YOK”

Özdemir’in, “Gazeteci ve yazarlar vakfı başkanı olarak neden dershanelerle ilgileniyorsunuz?” sorusuna Yeşil, şöyle cevap verdi: “Aslında teknik olarak bakıldığında hiçbir alaka ve ilgimizin olması söz konusu değil. Tabi bir yönü itibariyle vakıf Türkiye’deki sosyal etkisi olan bütün olay ve hadiselerin bir şekilde ya kenarında ya içerisinde veyahut da onunla alakalı belli analizler yapmak suretiyle faaliyet gösteren bir kuruluş. Dolayısıyla bu ülkenin temel meseleleri üzerine değişik zamanlarda seminerler, paneller, uluslararası organizasyonlar yapmış. Bütün bunlarla alakalı çalışmalarında hep bu ülkeye katkı niyetli ve katkı düşünceli projelerin arkasında olmuş. Tabi belki buradaki pozisyon diğer projelerden farklı; yeri geldi Alevi meselesini ele aldı, yeri geldi Kürt sorunu üzerine çalışmalar yaptı, din-devlet üzerine çalışmalar yaptı, yeri geldi yeni anayasayla ilgili teklifler üzerindeki çalışmaları ilgili yetkililer veya kurumlarla paylaştı. Şimdi dershane meselesine gelince; kamuoyunda oluşan algı, dershane mevzuunda biraz daha belki hükümet ve camia üzerinden yoğunluklu olarak yorumlandığı bir algıyla karşı karşıyayız. Belki bu tabi eğitim denince Türkiye’de bu camia akla geliyor. Bu camia, eğitim faaliyetlerini iki temel kanal üzerinden yürütüyor. Bunlardan birisi özel okulculuk, bir diğeri de dershaneler” cevabını verdi.

“HER BİRİ KENDİ KAYNAKLARINI KENDİ BULUR, KENDİ HARCAR”

“Bu özel okullar veya dershaneler camia ya da Gülen cemaatinin bir vakfına mı ait, özel kişilere mi ait?” şeklinde soruya ise Yeşil, “Aslında belki şöyle demek daha makul; Sayın Gülen belki bu ülkede 40 yıla yakın bir süreden bu yana bu coğrafyanın temel üç probleminden birisini ‘cehalet’ olduğunu ve bu meselenin çözümüne dönük proje olarak da eğitimin mutlak manada ele alınması gerekli olduğu tezi ve teşvikini yıllardır gündeme getirmiş. Buradaki organizasyon yerel yapılar, yerel kuruluşlar, yerel dernekler, yerel vakıflar tarzında yapılıyor. Ama fikir, ilke temel prensipler açısından her biri birbiriyle benzeyen, birbiriyle hedef açısından, ilke açısından, değerler açısından aynı şeyi ifade ediyor. Ama gerek yönetim kurulları, gerek finansal yapıları, gerek öğretmen kaynakları, gerekse öğrenci kaynakları yerel olması itibariyle. Bu kurum ve kuruluşları organize eden yerel yapıların herbiri kendi kaynaklarını kendileri bulur, kendileri harcar. Kazanırlarsa yine eğitime sarfedilmek üzere kendileri programlarlar. Dolayısıyla bununla ilgili belki tecrübe paylaşımı, zaman zaman belli ilke ve eğitimdeki başarının temin ve tesis edilmesinde katkı olacak seminerler veya panel programları yapılabilir. Ama yönetim, finansal yapı tamamen yerel olarak ilgili kurumlar üzerinden yapılır.” şeklinde yanıt verdi.

“RANT DÜŞÜNCESİ BİR NİYET BOZUKLUĞU”

Yeşil, Cüneyt Özdemir’in “Camia ya da cemaat şu anda 5 milyar liralık bir potansiyeli olan bu pazarı bir rant deposu mu olarak görüyor, bunu kaybetmekten mi korkuyor” sorusuna ise şöyle cevap verdi: “Şimdi çok tuhaf ve üzücü olan manzara nedir biliyor musunuz? Afrika’nın Gana’sından Kongo’ya kadar veya Orta Asya’nın en çetin şartlarındaki ülkelere kadar, Uzakdoğu’ya kadar eğitim sevdalısı olarak giden insanlara ‘rantçı’ veya ‘rant peşinde kurum ve kuruluşların sahipleri’ nazarıyla bakılması ya bu hareketi tanımamayı gerektiriyor veya gerçekten niyet bozukluğuyla alakalı yorumlanabilir.”

“Eğer rant olsaydı veya rant düşüncesi olsaydı Afrika’ya insanların teşvik edilmesine gerek yoktu. Rantların bugün ülkede nerelerde olduğunu herkes biliyor. Rantların olduğu yerlerde insanlar veya rantın peşinde olanlar nerelerde yürümeleri gerekli olduğunu gayet iyi biliyorlar. Yani bugün ülkede gelir getiren, para kazandıran sektör ortadadır. Bakın Türkiye’de eğitimde özel sektörde potansiyel yüzde 2,5-3’lerdedir. Eğer eğitim sektörü bir rant kapısı olsaydı bugün bu sektörün payı 3 milyarda 5 milyarda dolaşmazdı bu. Çok daha ciddi iş adamları, büyük yatırımcılar okul yaparlardı. Dikkat ederseniz, yatırımcılar buraları bir kaynak bir getiri menbaı olarak görmüyor. Belki kurdukları vakıflarla yardım düşüncesi içerisinde ele alıyorlar ve hizmetin kurduğu okullar da zaten yardım anlayış ve düşüncesi ile kurulan kurumlardır. Dolayısıyla rantla eğitim yan yana gelmesi söz konusu olmayan iki zıt kavramdır. Rant arayanlar eğitimde değildir, eğitime talip olanların rantla alakası yoktur.”

“HİZMETİN TOPLUMU ULUSLARARASI NORMLARDA DA TERCİH EDİLEN BİR İNSAN SEVİYESİNE ÇIKARTMA GİBİ BİR HEDEFİ VAR”

Cüneyt Özdemir’in, “Dershanelere gelen öğrencileri bir şekilde ‘ışık’ evlerinde ya da sizin kendi dershanelerinizde yetiştirip bunları acaba camia için etkiliyor musunuz çalışmaları için? Ya da bunları bu şekilde teşvik ediyor musunuz?” sorusuna Mustafa Yeşil, şöyle cevap verdi: “Hizmet’in kullandığı usuller, eğitimdeki ilkeleri veya bir insanın kazanmasını istediği temel değerler açısından bütün sahip olduğu bilgiyi, malumatı zaten bütün herkesle paylaşıyor. Sayın Gülen 40 yıldan bu yana konuşuyor. Neleri önemsiyor. Bir insan deyince hangi hangi özelliklere sahip olması gerekli olduğuna dair. Bir insanın başka bir insana veya kültüre bakış açısıyla hangi ilkelere sahip olması gerekli olduğuna dair yıllardan bu yana konuşuyor ve söylüyor. Elbette ki hareketin ve hizmetin toplumu daha kamil, daha güzel, daha verimli, uluslararası normlarda da tercih edilen bir insan seviyesine çıkartma gibi bir hedefi ve gayesi tabi ki var. Yoksa bu çalışmalar beyhude ve boş çalışmalar değil. Potansiyel insan olma gücünün reel planda; yani tatbik edilen hayatta karşılığı olabilen cömertlik gibi, sadakat gibi, gayret gibi, vefa gibi fedakarlık gibi veya uzlaşı gibi veya demokratik bir ortamda anlaşılabilme anlatabilme gibi birçok özellikler uluslararası arenada rahatlıkla kendi kimliği ve değerleriyle ama kendi ülkesinin menfaatlerini koruyabilecek ilkeli duruşun sahibi olmak gibi özellik ve hususiyetler adına tabi ki insanların yetiştirilmesine gayretler sarf ediyor.”

“BÜTÜN HESAPLAR ORTADA, MESELE GAYET ŞEFFAF”

Cüneyt Özdemir’in “Peki bu insanların kim olduğu konusunda net olarak siz bilgilendiriyor musunuz? Mesela; bu anlattığınız tabloda camianın, cemaatin, hizmetin gelir tablosu nedir? Çünkü normal şartlarda böyle bir şeyi bir vakıf yapsa ya da bir dernek yapsa gelir gideri bellidir ve devlet tarafından denetlenir. Siz bunu açık olarak yapıyor musunuz? Gelen eleştirilerden bir tanesi, bir faaliyet var ve bu faaliyet şeffaf değil. Neyin ne olduğu ortada değil ve bu da büyük şüpheler yaratıyor” ifadeleri üzerine Yeşil, şunları söyledi:

“Bunların hepsi ortada olan hesaplar. Aslında mesele gayet şeffaf. Çünkü bu kurumlar merdivenaltı kurumlar değil. Bu kurumlar mevcut hali hazır mevzuata göre kurulan, mali denetimden geçen, vergileri verilen ve çalışan kişilerin sigortaları yatan ve ilgili öğrencilerle alakalı makbuzların verildiği gayet resmi kurumlar. Buralarda bir şeffafiyet problemi yok. Peki buralarda siz hizmet olarak tek kalem bir şey söyleyebilir misiniz? Dershaneler mevzunda hizmetin hep yerel yapıların koordinasyonu ile hizmetlerini yaptığı için; ben onunla alakalı tek bir merkezde merkezi bir algı, merkezi bir yönetim, merkezi bir hesaplama olmadığı için bunu söyleyemem. Ama birisini vazifelendirseniz Türkiye’de kaç tane dershane var ve bunlarla alakalı gelir gider tablosu nedir, hatta bunu maliye gerekirse çok daha rahatlıkla çıkarabilir ortaya koyabilir. Burada bir şeffafiyet problemi yok. Bu kurumların hiçbir tanesi gayri resmi kurumlar değil, bu kurumların hiçbir tanesi de ilgili mevzuatın dışında işleyen kurumlar değil.”

“HİZMET ZARAR GÖRMEZ, ÜLKENİN GENÇLİĞİ VE İNSANI ZARAR GÖRÜR”

Yeşil, Özdemir’in, “Eğitimde şu anda yeni bir reform yok. Ama bir anda dershanelerin kapatılma ya da dönüştürülmesi gündeme geldi. Sizce biz dershaneler konusunu mu konuşuyoruz, yoksa paralel evrende başka bir mesele var da biz bunu dershaneler üzerinden konuşamıyor muyuz?” sorusu üzerine, şu ifadeleri kullandı:

“İşin doğrusu Türkiye’de bu meseleyi gündeme getiren iktidarın meseleyi 2004-2005’lerde gündeme getirdiğini bazı köşe yazarları dile getirdiler, yazdılar. Meseleye baktığınız zaman, biz Türk milli eğitim meselelerini dershaneler üzerinden konuşuyorsak, biz eğitimin problemlerini konuşmuyoruz demektir. Çünkü gerçekçi değil. Eğer Türk milli eğitim meselelerini konuşacaksak bunun konuşulacağı mahal dershaneler değil. Dershaneler bir sonuçtur. Öyle ise dershaneleri niye konuşuyoruz? Zannediyorum bugün bu meselede problemi çözmekten daha ziyade belki siyasal yaklaşım çok daha etkili olduğunu düşünüyorum. Şunu demek istiyorum; Eğitim gibi meseleleri eğer çözmek gibi bir niyetiniz varsa, eğitimdeki temel problemleri ele alıp gerçekten bir revizyon, gerçekten bir reform yapmak isityorsanız bunun birinci planda mahalli dershaneler değil. Ve sıklıkla söyleniyor ki; ‘dershaneler eğitimdeki arızanın bir yansımasıdır. Biz bunu telafi edeceğiz kapatarak dershanedeki problemi sona erdireceğiz’ diyen anlayış ve yaklaşıma baktığınızda (aslında eğitim problemini çözmüş ülkelerde de dershaneler var) dershaneleri eğitimin yetersizliğinin sonucu ortaya çıkan bir arıza zemininin ürünleri olarak değerlendirmek çok yanlış. Peki o öyleyse burada temel niyet ve hedef nedir? Biliyorsunuz siyaset kendi alanında ve kendi arenasında bu manada, belki ‘size yük getiren ve rakam maliyet olarak sizin sırtınızdaki böyle bir yükü alarak ciddi bir sıkıntıyı sizden bertaraf edeceğim’ manada bir problemi çözüyor olmanın getirdiği bir siyasi beklenti hesabı olabilir.”

“Hayır bunun ötesinde birilerinin iddia ettiği gibi aslında bu hareket veya bu cemaate bu manada bir had bildirme yaklaşımı içindeyse; biz bu meselenin bu tarzda ele alınmış olabileceğine inanmak istemiyoruz. Çünkü burada hizmet zarar görmez; Burada zararı gören temelde bu ülkenin kendi gençliği ve insanıdır.”

“BUGÜN MİLLİ EĞİTİMDE YASAKLARDAN, KAPATMALARDAN BAHSEDİYORUZ”

Özdemir’in, “Camiayla hükümetin farklı düşündüğü farklı konular gördük; İsrail meselesi, Mavi Marmara meselesi, Kürt sorunu, ekonomik konular. Ama hiçbirinde böylesine karşı karşıya gelip sosyal medyada nerdeyse bir meydan savaşına dönen, karşı karşıya bu kadar net geldiği hiçbir olaya rastlamadık bugüne kadar. acaba sizin endişeniz bugün bu dershane yarın başka bir aşamaya gelir endişesi var ve bunu durdurmaya mı çalışıyorsunuz?” sorusuna Yeşil, şöyle cevap verdi:

“Türkiye, 10 yıllık siyasi hayatı süresi içerisinde çok ciddi mesafeler aldı, çok ciddi önemli kazanımlarda bulundu. Eğer bir endişeden bahsedilecekse en önemli endişe ve kaygı verici nokta ülkenin demoktratikleşme noktasında aldığı bu mesafenin kaybolmasına sebebiyet verecek adımlardır. Çünkü bu ülke demokratik zemini kaybettiği zamanda neler yaşadığını hepimiz gördük. İfade özgürlüğünün olmadığı, hukukun üstünlüğünün kabul görmediği, farklılıkların zenginlik görülemediği ve ötekileştirmenin yoğun yaşandığı dönemde biz çok ciddi acılar yaşadık, çok ciddi sıkıntılar çektik. Ve bu 10 yıllık iktidar döneminde çok ciddi mesafeler alındı. Ve ben inanıyorum ki gerek AB süreci içerisinde, gerek vesayete karşı yapılan mücadelede, gerek özgürlükler bağlamında ve referandumla beraber alınan mesafelere bu ülkede hiç kimsenin itirazı yoktur. Yasakçı zihniyete karşı yapılan bir mücadelenin bugün yeni bir yasak anlayışıyla karşımıza çıkmış olması çok endişe vericidir. Çünkü kapatma kelimesi ortadan kaldırma ve ilğa etme kelimesinin benzerlerini biz geçmişteki rahatsız olduğumuz o dönemin yönetim süreçleri içerisinde yaşadık. Siz eğer eğitim sisteminizde meslek liseleriniz çalışarak ara elemanlarla vasıflı çalıştıracak insanlar kursaydınız 2 milyon 100 bin kişiyi üniversite kapılarına yığmamış olurdunuz. Bugün milli eğitimin temel meselesi iyi insan, iyi vatandaş ve iyi meslek sahibi insanlar yetiştirmekken ve bununla ilgili sistematik yapıyı kurgulaması gerekirken biz bugün yasaklardan bahsediyoruz, kapatmadan bahsediyoruz, devre dışı bırakılmaktan bahsediyoruz. Bu kavramlar bizim kalbimizde, gönlümüzde fevkalade bizi ürküten, rahatsız eden ve bizde eski korkuları tetikleyen kavramlardır.”

28 ŞUBAT KORKULARI

Cüneyt Özdemir’in “Eski korkulardan kastınız nedir?” sorusuna ise Yeşil, şöyle yanıt verdi: “28 Şubat sürecinde yaşadığımız korkular. O dönemde özel okullarımızın maruz kaldığı denetim, İmam hatiplerin başına gelen mesele, dindar insanların başörtüsünden tutun da kendi dini inançlarını yaşamada karşılaştıkları problem. Sermayenin renklere göre tasnif edilmesi; yeşil sermaye denerek belli insanların ekonomik hayattan tasfiye edilme meseleleri. Bürokraside insanların düşüncelerine göre kamplaştırılması ve tasnif edilme meseleleri. Ben 28 Şubat ortamını andıran, hatırlatan kavramların bugün dershaneler üzerinden gündeme gelmesi endişe vericidir diyorum.”

“Şunu söyleyeyim. AK Parti hizmete gönül veren insanların tabanından eğer oy aldıysa; hizmete gönül veren insanların sahip olduğu değerlerle örtüştüğü için oy almıştır. Hizmetin siyaset karşısındaki duruşu, hizmetin hiçbir zaman tabanında insanlara siyasi parti tercih telkininde bulunduğuna dair bir tek örnek göstermek mümkün değil.”

REFERANDUM KONUSU

Referandum meselesinin bu ülkede anayasal süreç, özgürlükler ve vesayet mücadelesi adına çok önemli bir eşik olduğunu vurgulayan Yeşil, şu ifadeleri kullandı:

“Bir siyasi parti tercihi değil; 26 tane maddenin onaylanması meselesiydi. Ve buradaki duruş aslında o özgürlükleri açan anayasal paketin geçmesi meselesiydi. Hizmetin siyasal partilere yönlendiren bir duruşu ve telkini olmadı, olamaz, böyle bir şey yok. Peki hizmete gönül veren insanlar AK Parti’ye oy verdiler mi? Verdiler. Şu anda özellikle eğitim faaliyetleri gibi gönüllü meselelerde, bu insanlar bakınız o yuvaları o okulları veya dershaneleri inanın kendi elleri ve gözyaşlarıyla yapmışlardır. Onların her birini bir zengin getirip yapmadı. Onlar kendi harçlıklarından biriktirerek küçük küçük katkılarla oluşturdular hizmet kurumlarının birçoğunu.”

“Eğer bu okullardan endişeniz varsa; müfettişleriniz var, denetim elemanlarınız var, kanununuz var tüzüğünüz var gelir denetlersiniz. Artı hizmetle alakalı kurum ve kuruluşlarda bir kaygınız varsa bunun yolu ve metodları da ortadadır ve bellidir. Bunların denetimleri yapılabilir, bu kaygı ve bu endişeleri bertaraf edecek her türlü önlem alınabilir.”

“DERSHANELER KAPATILACAK MI DÖNÜŞTÜRÜLECEK Mİ?”

Cüneyt Özdemir’in bu sorusuna ise Yeşil, şu yanıtı verdi: “Dönüştüreceğiniz şey dershanenin fiziki yapısı değil, Yani bunu halkevlerine vereceğiz diyorlar. Halkevlerinde hangi kadroyla yapılacak? Halkevlerindeki mevcut yapı veya dizayn 2 milyon 100 bin öğrencilik potansiyeli kaldırıp kaldıramayacağının hesabı yapılıp yapılmadığı, artı dershanecilik dediğiniz eğitimde ‘test’ sistematiği gerçekten bir beceri ve bir birikim istiyor. Bu yaklaşık 50 yıldan bu yana bununla alakalı kazanılmış bir birikim ve bir taammül var. Bu taammülü kaldırıp da halkevlerinde böyle bir şey tesis edemezsiniz. Siz bilinen oturmuş bir sistemi bir meçhule taşıyarak bunun adına ‘dönüştürme’ diyemezsiniz. Belki olsa olsa bunu net ifade edecek olan şey; etkisizleştirme ve kapatma.”

Özdemir’in, “28 Şubat döneminde Gülen cemaatinin yurtdışındaki okullarına yönelik özellikle bazı generallerden ciddi tepkiler gelmişti. Sayın Gülen, ‘İsterseniz size devredelim, siz bunları yapın’ demişti. Bugün benzer bir açıklama yapılabilir mi? Dershaneleri milli eğitime devretmeyi düşünür müsünüz?” sorusuna Mustafa Yeşil, şöyle cevap verdi:

“Ülkenin iki noktasını ayrı tutmak lazım; birisi antidemokratik bir zemin. Antidemokratik bir zeminde hak ve özgürlüklerin seslendirilemediği, gündeme gelemediği, yaşanamadığı bir süreç. Ve o süreçte sizin okullarınız o zihniyet tarafından tehlikeli görünüyor.”

“MİLLETE FAYDALI HALE GETİRMEYİ İDDİA EDİYORSANIZ BUYURUN SİZ ALIN İŞLETİN”

“Oradaki duruş şudur: Siz bu okulları tehlikeli mi görüyorsunuz, memleket ve millet adına zararlı mı görüyorsunuz, sizin kanaatiniz bu mu? Hocaefendi ben bunları teşvik ettim açıklamasıyla alakalı, şimdi halkımı teşvik edeyim siz bunları bu millete faydalı hale getirmeyi iddia ediyorsanız buyurun siz alın işletin. Şimdi buradaki yaklaşım aslında biz bunları yapamadık siz alın bir. İki; madem işletiyorsunuz, buyrun alın götürün.”

“Hatırlıyorum Demirel’in de bulunduğu bir törende Nazlı Ilıcak, Hocaefendi’ye döndü dedi ki, ‘Sen bu milletin okullarını devretme selahiyetini nerede buluyorsun? Bu millet bunları kendi elleriyle inşaa etti ve bunları sen devredemezsin. O okulları devralacak olanlar önce ellerindeki 14 milyon öğrencinin bulunduğu devlet okullarını ıslah etsinler, orada başarılarını ispat etsinler. Burada başarısı ispat olmuş olan okulları hazır almasınlar’ diye ikazı olmuştu.”

“Şimdi bugün demokrasiye hizmet etmiş bir kadro var ciddi manada. Biz o dünün ‘rütbeli ve alaylı ve muktedir’ vesayet ehliyle bugünün demokrasi mücadelesini yapmış insanları aynı kefeye koymuyoruz. Biz bu insanları aynı kategoride görmüyoruz. Ancak ben bizatihi Hocaefendi’nin ağzından duydum: Ancak bu insanlar gerçekten Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ‘evet biz bu okulları gerçekten yürütürüz, götürürüz’ diye talep ediyorlarsa ben Hocaefendi kendisi “Biz itiraz etmeyiz. Onlar bunu talep ediyorlarsa.”

“BU BAŞARIYI HALKEVLERİNDE YAPABİLECEKSENİZ, BUYRUN YAPIN”

Mustafa Yeşil, açıklamalarını şöyle tamamladı: “Eğer bu hükümet gerçekten bu okulları millete daha faydalı hale getirerek, milletin evladına daha ciddi eğitim verme hedef ve niyetiyle bunları alabileceklerse gerek Cumhurbaşkanı’nın bir talebi, gerekse Başbakan’ın bir talebi, bizim onlara bunu, “bunların teşvikiyle alakalı ben bana düşen vazifeyi yaparım.” Kendi ifadesi bu aynen. Sayın Gülen’in bizatihi kendisinden duyduğum ifade bu. Kapatarak değil, yaptıkları fonksiyonlarını eda ederek ve icra ederek götüreceklerse buyursunlar. Zaten bunlar bu milletin kurumları ve organizasyonları. Yaptırdığım araştırmada; 1990 yılında Dargeçit, Kızıltepe, Cizre, Siirt ve Batman bu 5 beldemizden üniversiteye giren öğrenci sayısı toplam 35 kişi ve dershane yok. Sene 2005. Buranın herbirinde birer tane dershane var, üniversiteye giren öğrenci sayısı 2 bin 750. Sene 2013 herbirinde ikişer tane üçer tane dershane var, bugün üniversiteye giren öğrenci sayısı 6 bin 921. Siz bu başarıyı halkevleriyle sağlayabilecekseniz; buyrun halkevlerinde yapın.”

YASAL UYARI:Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazı sadece zaman gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.

http://www.kanaldhaberler.com/dershane-kapatma-konusu-28-subati-hatirlatiyor/

Share
barbi oyunları